Bağımlılık Döngüsünü Kırmak: İyileşme Yolculuğu ve Psikoterapinin Gücü
Bağımlılık, modern çağın en karmaşık ve yanlış anlaşılan sağlık sorunlarından biridir. Toplumumuzda genellikle sadece bir “irade meselesi” veya “karakter zayıflığı” olarak görülen bu durum, aslında beynin kimyasını değiştiren, duygusal kökenleri olan ve tüm aile sistemini etkileyen kronik bir beyin hastalığıdır.
Türk kültüründe, sorunların “kol kırılır yen içinde kalır” mantığıyla ev içinde saklanmaya çalışılması, bağımlılıkla mücadelenin profesyonel zemine taşınmasını ne yazık ki geciktirmektedir. Ancak, bağımlılık (alkol, madde, kumar veya teknoloji) bir kördüğüm gibidir; çekiştirip zorladıkça sıkılaşır, çözmek içinse sabır, teknik ve profesyonel bir el gerekir. Bu yazıda, bağımlılığın psikolojik temellerini, kültürümüzdeki yansımalarını ve psikoterapinin bu karanlık tünelden çıkışta nasıl bir fener görevi gördüğünü derinlemesine inceleyeceğiz.
Bağımlılığı Yeniden Tanımlamak: İrade Zayıflığı mı, Beyin Hastalığı mı?

Bağımlılıkla mücadele eden birine en sık verilen tavsiye şudur: “İstersen bırakabilirsin, sadece kendine hakim ol.” Ancak bilim bize çok farklı bir şey söylüyor. Bağımlılık, beynin ödül ve ceza mekanizmasının bozulmasıdır.
Kişi maddeyi veya davranışı (örneğin kumar oynamayı) ilk denediğinde beyin normalin çok üzerinde dopamin salgılar. Zamanla beyin bu yüksek dopamin seviyesine alışır ve normal aktivitelerden (bir dostla çay içmek, güzel bir yemek yemek, güneşli bir havada yürümek) zevk alamaz hale gelir. Kişi artık “keyif almak” için değil, sadece “normal hissedebilmek” ve yoksunluk acısından kaçmak için o maddeye veya davranışa ihtiyaç duyar.
Bu noktada irade devre dışı kalır. Tıpkı şeker hastası olan birine “İradeni kullan ve insülinin yükselsin” diyemeyeceğimiz gibi, bağımlı bir bireye de sadece irade ile iyileşmesini söylemek gerçekçi değildir. Tedavi, tıbbi ve psikoterapötik bir süreç gerektirir.
Türk Kültüründe Bağımlılık ve Aile Dinamiği
Türkiye gibi toplulukçu (kolektivist) kültürlerde, bireyin sorunu tüm ailenin sorunu haline gelir. Bu durum hem büyük bir destek mekanizması hem de bazen iyileşmenin önündeki bir engel olabilir.
1. “Elalem Ne Der?” Baskısı
Bağımlılık tedavisine başvurmanın önündeki en büyük engel genellikle damgalanma (stigma) korkusudur. Aileler, çocuklarının veya eşlerinin bağımlı olduğunun duyulmasından, toplumdaki itibarlarının zedelenmesinden korkarlar. Bu durum, sorunun inkar edilmesine ve kriz büyüye kadar halının altına süpürülmesine neden olur.
2. Aşırı Koruyucu Ebeveynlik ve “Eş Bağımlılık”
Kültürümüzde “yemeyip yediren, giymeyip giydiren” ebeveyn modeli kutsanır. Ancak bağımlılık süreçlerinde bu fedakarlık bazen ters tepebilir. Anne-babalar veya eşler, bağımlı bireyin sorumluluklarını üstlenerek (borçlarını ödemek, işe gitmediğinde patronunu arayıp hasta demek vb.) onun bağımlılığının sonuçlarıyla yüzleşmesini engellerler.
Psikolojide buna “Eş Bağımlılık” (Co-dependency) denir. Aile üyesi, bağımlıyı kurtarmaya çalışırken aslında hastalığı besler hale gelir. Psikoterapi süreci, sadece bağımlı birey için değil, bu döngüyü kırmak adına aile için de hayati önem taşır.
Psikoterapi Süreçleri: İyileşmenin Yol Haritası
Bağımlılık tedavisinde detoks (vücudun maddeden arındırılması) sadece ilk adımdır ve genellikle en kolayıdır. Asıl mücadele, madde vücuttan atıldıktan sonra başlar. İşte bu noktada psikoterapi devreye girer.
İyileşme sürecinde en sık kullanılan ve etkisi kanıtlanmış terapi yöntemleri şunlardır:
1. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)
Bağımlılık genellikle tetikleyicilerle çalışır. BDT, kişinin madde kullanımına veya bağımlı davranışa yönelmesine neden olan düşünce kalıplarını ve inançlarını değiştirmeyi hedefler.
- Tetikleyiciyi Tanıma: Kişi hangi durumlarda maddeye ihtiyaç duyuyor? (Örneğin: İş stresi, aile kavgası, yalnızlık hissi veya kutlamalar).
- Başa Çıkma Stratejileri: “Canım çok sıkkın” düşüncesi geldiğinde otomatik olarak maddeye yönelmek yerine, alternatif davranışlar geliştirilir.
- Örnek: Ahmet Bey, iş yerinde patronuyla tartıştığında (Tetikleyici), “Ben değersizim, rahatlamam lazım” diye düşünüyor (Biliş) ve alkol alıyordu (Davranış). Terapiyle birlikte, bu düşünce geldiğinde “Şu an öfkeliyim ama bu benim değersiz olduğum anlamına gelmez, rahatlamak için yürüyüşe çıkabilirim veya bir arkadaşımı arayabilirim” demeyi öğrenir.
2. Motivasyonel Görüşme
Bağımlı bireylerin çoğu tedaviye kendi istekleriyle gelmezler; genellikle aile baskısı veya yasal zorunluluklar etkilidir. Motivasyonel görüşme, kişiye “yapmalısın” demek yerine, değişimi neden kendisinin istemesi gerektiğini keşfettirir. Terapist, yargılamadan, kişinin kendi içindeki çelişkileri görmesini sağlar.
3. Aile ve Çift Terapisi
Türkiye’de bağımlılık tedavisinin olmazsa olmazı ailedir. Aile terapisi seanslarında şunlar çalışılır:
- Aile içi iletişimin (küsmek, laf sokmak, bağırmak yerine sağlıklı ifade) düzeltilmesi.
- Güvenin yeniden inşası.
- Sınırların çizilmesi (Bağımlı bireye nerede destek olunacağı, nerede “hayır” deneceği).
4. EMDR ve Travma Çalışmaları
Birçok bağımlılığın kökeninde, çocukluk çağında yaşanmış ihmal, istismar veya travmatik olaylar yatar. Kişi, o travmanın acısını uyuşturmak için madde kullanır. EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) gibi yöntemlerle, geçmiş travmaların bugünkü etkileri silinerek kişinin maddeye olan duygusal ihtiyacı ortadan kaldırılmaya çalışılır.
İyileşme Sürecinin Evreleri
Terapi süreci doğrusal bir çizgi değildir; inişleri ve çıkışları olan bir yolculuktur. Bu süreci anlamak, sabırlı olmak için gereklidir:
- Farkındalık Öncesi (İnkar): “Benim bir sorunum yok, istediğim zaman bırakırım, sadece sosyal içiciyim.”
- Farkındalık (Kararsızlık): “Galiba bu durum bana zarar veriyor ama bırakmak da istemiyorum.” Kişi bir tahterevalli gibidir.
- Hazırlık: “Tamam, yardım almam lazım. Nereye başvurabilirim?”
- Eylem: Tedaviye başlama, maddeyi bırakma, terapiye gitme.
- Sürdürme: Yeni yaşam tarzını koruma, eski alışkanlıklara dönmemek için direnme.
- Kayma (Relaps): Bazen kişi tökezleyip tekrar kullanabilir. Bu bir son değil, sürecin bir parçasıdır. Önemli olan o çukurda kalmamak ve hemen tekrar yola çıkmaktır.
Ailelere ve Yakınlara Altın Değerinde Öneriler
Bağımlı bir yakınınız varsa, kendinizi çaresiz, öfkeli veya suçlu hissedebilirsiniz. Bu duygular çok doğaldır. İşte bu zorlu süreçte size rehberlik edebilecek bazı yaklaşımlar:
- Dedektiflik Yapmayın: Ceplerini karıştırmak, telefonunu gizlice okumak, odasını aramak güveni zedeler ve bağımlıyı daha gizli davranmaya iter. Bunun yerine açık iletişim kurun.
- “Sen” Dili Yerine “Ben” Dili Kullanın:
- Yanlış: “Yine içtin, bizi mahvediyorsun, sen bencilsin.” (Savunmaya geçirir).
- Doğru: “Sen eve böyle geldiğinde ben çok korkuyorum ve geleceğimiz için endişeleniyorum.” (Empati uyandırır).
- Sınırlarınızı Netleştirin: “Eğer tekrar madde etkisinde eve gelirsen, seninle tartışmayacağım ama o gece seninle konuşmayacağım” gibi net ve uygulanabilir sınırlar koyun. Tehdit etmeyin, sadece uygulayabileceğiniz sonuçları belirtin.
- Profesyonel Destekten Korkmayın: AMATEM, Yeşilay Danışmanlık Merkezleri (YEDAM) gibi kurumlar hem bağımlıya hem de ailelere ücretsiz destek vermektedir.
- Kıyaslamadan Kaçının: “Bak komşunun oğlu ne kadar başarılı” gibi kıyaslamalar, kişinin yetersizlik duygusunu tetikleyerek maddeye sığınma isteğini artırır.
Kayma (Relaps) Riskiyle Baş Etmek
Türk sosyal hayatı, ikramlar ve ısrarlar üzerine kuruludur. Bir düğünde, bir bayram ziyaretinde veya arkadaşlarla gidilen bir kahvehanede “Bir kereden bir şey olmaz”, “Hatırım için iç”, “Erkek adam değil misin?” gibi baskılar, iyileşmekte olan bir bağımlı için kabus olabilir.
Terapide kişiye “Hayır deme becerileri” kazandırılır. Kişi, sosyal ortamlara girmeden önce senaryolar hazırlar. Örneğin, ısrar edildiğinde “Şu an antibiyotik kullanıyorum” veya “Doktorum yasakladı” gibi beyaz yalanlar söylemek, başlangıç aşamasında kurtarıcı olabilir.
Unutulmamalıdır ki, bir kez tekrar kullanmak (kayma), tedavinin tamamen başarısız olduğu anlamına gelmez. Bu, diyabet hastasının diyetini bozup baklava yemesi gibidir. Hata yapılmıştır ama tedavi süreci kaldığı yerden, daha güçlü önlemlerle devam etmelidir.
Sonuç: Umut Her Zaman Vardır
Bağımlılık, kişinin tek başına savaşabileceği bir düşman değildir. Bu, biyolojik, psikolojik ve sosyolojik ayakları olan çok boyutlu bir hastalıktır. Ancak, doğru tedavi ve terapi yöntemleriyle, en karanlık dip noktasından bile çıkış mümkündür.
İyileşme, sadece maddeyi bırakmak değil; kişinin kendini yeniden keşfetmesi, duygularını tanıması, ailesiyle bağlarını onarması ve hayattan keyif almanın sağlıklı yollarını öğrenmesidir.
Eğer siz veya bir yakınınız bu mücadeleyi veriyorsa, unutmayın